Kalbiyle yürüyen bir yolcunun dengiydi denk gelen yıkımlar. Yara izleriyle en büyük akıncılardı gelen. Kimi bastığı yeri bir hayat yaparken kimi bulduğu yeri bir döşek yapardı. En çokta yüreklerdi dile gelen dökülen döküldükçe serpilen koca koca yürekler. Biri tutar kaldırır. Biri basar çiğnerdi. Çünkü hayat gibiydi. Su gibiydi. Sonra birde.. Zehir gibi.
SANCI
Bir güz mevsimi durup köşede bağırsam mı
Koşup uzunca bir soluk rüzgarda kendimi savursam mı
Ay gibi parlayan bu dünyaya koşup sarılsam mı
Bırakma bizi dünya gel dertleşelim
Hangi zulme sarsıldın helalleşelim
Bırak onları tut bizi hep sen vardın.
Hep kolunu kırdılar beşiğini sarstılar
Koca bir hazineyi kızıla boyattılar
Şimdi kanlar içinde bıraktılar seni.
Kefen dolusu bir yıkıma uğrattılar seni
Hep canını aldılar sonra can istediler
Önce seni aldılar sonra da bizleri.
KAPAN
Ey deli rüzgar şimdi gönül afet yeri
Bir yıkımın ortasında 6 aylık şehit
Gel görelim bu alemi buralar kefen yeri
Sen tutarsın küçük bir eli o kalp yangın yeri
Sararsın yaraları da kanlar bir buz dağı
Gözü yaşlı bir annenin çırpınışı o rüzgar
Küçük bir çocuğun diz çöktüğü an bu.
GÜNÜN SÖZÜ:
‘İnsan, hayatında bir kez de olsa kendine şu soruyu sorup cevaplamalıdır: Sahip olduğum her şeyi yitirdiğimde, beni ayakta tutacak olan nedir?’