Gün ışığında ağaran bir gökkuşağıyla ince bir çizginin birleştiği epeyce uzun bir arayıştır varlık.

Renklerle bezeli bir o kadar da geçici bir aydınlıktır dünya.

Epeyce büyük bir aydınlıkta olsa kılı kırk yaran bu dünya da olan biteni şefkatle bezeyerek her bir kuşak sayısı adetince yükselişte, varoluşun birer temsilinde.  Zamanla bir yarış halinde dünya.

Önemli ve önemsiz her bir sıralama zaman ilerledikçe sürekli olarak değişmekte. Geçmekte.

Varoluşun kendisi geçiciyken geçmeyen ne olabilir diye sormakta. Ve aradıkça geçiciliğin tam da kendisini bulmakta dünya.

Herkes bir gün geçecek. Kendiside geçecek. Kendisinden de geçecek. Öyle de böyle de bu geçiş bir köprü görevi görecek. Aydınlıkta geçecek karanlıkta. Ve bu yolun sonunda belki de aydınlıklar hiç bitmeyecek. Kim bilir?

Önemli bir dünyanın tap noktasında geçici olarak daim eden bir köprünün kapanışıyla son bulacak bu geçişler.

Kim bilir? Belki de başka bir yere kurulacak o köprü.

Hesapsız kitapsızca yaşatılmak için kuşatılan, varoluşu yok etmek adına varlığa ihanet eden bu dünyanın zalimleri. İşte tamda bu noktada yok ettiği her bir kitap adetince geçici bir köprünün kırılmaya çalışılan ayaklarıdır belki de.

Söyleyin. Kim bilir?

Dünyaya mahkumdur bu dünyanın hizmetlileri. Dünya onundur o yüzden korku doludur. Yüreksizler çoğalıyor ey yeryüzünün temsili.

Yeryüzünü temsil edenler azalıyor. Gökyüzünü kuşatanlar çoğalıyor. Çoğalıyor bu dünyanın hizmetlileri.

Bunlar ne için çoğalıyor . Söyleyin. Kim bilir?

Belki de hiçbir zaman cehaletle değildir bu geçişler. Bilmek ya da bilmek.

Korkmayın, geçecek. Saldırmayın çünkü bunlarda bitecek.

 

GÜNÜN SÖZÜ:

‘Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.’