Ülkemizde zaman adeta hız trenine dönüşmüş durumda. Her an farklı bir gelişmenin yaşandığı, siyasi ve ekonomik sahnede değişimin sabit bir gerçek haline geldiği bir ortamda yaşıyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltı haberleriyle başlayan süreç, piyasaların sarsıcı tepkileriyle doruğa ulaştı. Ekonomimizin nabzı tutarsızlıkla çarparken, bu dalgalanmanın etkileri, cebimizde ve hesaplarımızda somut izler bırakıyor.
Gözaltı haberinin ardından gram altın fiyatlarının 4.000 lira barajını aşması, doların 42 TL’ye yükselmesi ve euro kuru için tarihte ilk defa 42 lira sınırının görülmesi, para piyasalarında yaşanan çalkantıyı gözler önüne serdi. Döviz satışlarının 8 milyarı aşması ve alım-satım kur farkındaki geniş makaslar, piyasalarda belirsizliğin ve riskin ne denli derin olduğunu bizlere hatırlatıyor. Bu durum, yatırımcıların ve halkın ekonomi haberlerine, her saniye yükselen bir endişeyle yakından takip ettiği bir gerçeğe işaret ediyor.
Tüm bu hareketlilik, ekonomi yönetiminin ve uygulanan politika programının sınırlarını test eder nitelikte. Uzmanlar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz piyasasına müdahale ettiğine dair açıklamalarda bulunurken, müdahale sonrasında kurların kısa sürede denge bulmaya başlaması, müdahalelerin etkisini ve piyasaların kırılgan dengesini gözler önüne seriyor. Ancak müdahaleler, uzun vadeli yapısal reformların yerini tutmaz. Denge arayışının ötesinde, ekonomide sürdürülebilir büyüme ve istikrar için köklü adımların atılması gerekmekte.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Piyasaların sağlıklı işleyişi için gereken her şey yapılıyor. Uygulamakta olduğumuz ekonomi programı kararlılıkla devam ediyor” açıklaması, yetkililerin mevcut politikalarına olan inancını ve devamlılık hedeflerini ortaya koyuyor. Ancak bu tür müdahaleler, anlık dalgalanmaları yatıştırmakta belki işe yarasa da, ekonomik yapının temelden güçlendirilmesi ve şeffaflık ilkesinin benimsenmesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Ekonomi, sadece kısacık müdahalelerle değil, uzun soluklu reformlarla gerçekten sağlıklı bir hale gelebilir.
Bu karmaşık tablo, aslında değişimin sabit olduğu bir gerçeklik sunuyor. Her saniye yeni bir haber, her haber de yeni bir belirsizlik demek. Ekonomideki dalgalanmalar, piyasaların ne denli hassas olduğunu ve güven ortamının ne kadar belirleyici bir faktör haline geldiğini gösteriyor.
Piyasalar anlık tepkiler verirken, belirsizlik ortamı herkesin yakından takip ettiği bir sürece dönüşmüş durumda. Yaşananlar, ekonomik kırılganlıkların ve piyasa reflekslerinin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor.