Evet, YENİ Parti’ye bir geçtim, tam geçtim diyebilirim.

Suskunluğumu da öyle sessiz sedasız bozmadım.

Sert bozdum.

Ateş püskürdüm.

Hem sosyal medya paylaşımlarımda hem de dün kaleme aldığım köşe yazımda açık açık yazdım, söyledim, eleştirdim.

Dün yazımda CHP Odunpazarı Gençlik Kolları Başkanı Gün Barış Sevinç’in yerine, çeşitli iddialarla daha önce görevden alınan Ali Eren Doğan’ın YENİ Parti’de yeniden getirilmek istendiğini yazdım.

Bunun basit bir görev değişikliği olmadığını, geçmişten gelen hesaplaşmaların bugünün örgütüne taşınması anlamına geldiğini ifade ettim.

Yazı YENİ Parti içerisinde ciddi ses getirdi.

Ben İl Başkanı Talat Yalaz’a yüklendim.

Elbette yaşananlarda İl Başkanı’nın da sorumluluğu vardır.

Ancak gelinen noktada gördüm ki meselenin asıl düğümlendiği yer her zamanki gibi Odunpazarı İlçe Başkanı Rahmi Çınar meselesidir.

Rahmi Bey, Gün’e “Seninle çalışmak istemiyorum” demiş.

Mesele buradan başlamış.

Şimdi ben buradan sormak istiyorum.

Yeni kurulmuş bir partide gençliği karşı karşıya getirerek mi siyaset yapacaksınız?

Geçmişte yaşanan hesaplaşmaları bugünün kadrolarına taşıyarak mı yeni bir siyaset inşa edeceksiniz?

Eski defterlerin rövanşını almak için mi yeni bir parti kuruldu?

Birileriyle yaşanan eski husumetlerin bedelini bugün başka insanlara mı ödeteceksiniz?

Daha da önemlisi…

Ali Eren Doğan ile Gün Barış Sevinç’in yakın arkadaş olduklarını herkes biliyor.

Böyle bir ortamda iki insanın arasına mesafe koyacak, örgüt içerisinde huzursuzluk yaratacak, gençliği birbirine düşürecek bir hamlenin kime ne faydası var?

Siyaset bu mudur?

Örgüt yönetmek bu mudur?

Ben söyleyeyim.

Değildir.

Örgüt yönetmek, insanları birbirine kırdırmak değildir.

Örgüt yönetmek, geçmişte yaşananların hesabını bugünün insanlarından sormak değildir.

Örgüt yönetmek, “Benim dediğim olacak” anlayışıyla hareket etmek hiç değildir.

Burası kimsenin babasının çiftliği değil.

Hele hele yeni kurulmuş bir siyasi yapının, eski hesaplaşmaların arenasına çevrilmesine hiç kimsenin hakkı yok.

He...

Gün, sana da birkaç sözüm var…

Dün akşam beni arayıp yazdığım yazıdaki “her cümle, nokta, virgül doğru” diyen sen değil miydin?

Rahmi Bey’in seninle çalışmak istemediğini bana aktaran sen değil miydin?

Yaşananlardan duyduğun rahatsızlığı anlatan sen değil miydin?

Talat Yalaz’ın da bu süreçte Rahmi Bey’e destek verdiğini söyleyen yine sen değil miydin?

Bunları ben uydurmadım.

Bana anlatan sendin.

Sonra ne oldu?

Bir tweet geldi.

“Bizi karşı karşıya getirmek isteyenler önce kendi önlerindeki yolu yürüsünler” minvalinde bir paylaşım yaptın.

Şimdi ben o paylaşımı okuyunca ister istemez şunu soruyorum.

Dün söylediklerin mi gerçekti, bugün yazdıkların mı?

Eğer dün söylediklerin gerçekse, bugün neden farklı bir görüntü veriyorsun?

Eğer bugün yazdıkların gerçekse, dün akşam bana anlattıkların neydi?

Gün…

Sen bugün beni halk diliyle diyelim, sattın.

Ama şunu da unutma.

Anladığım kadarıyla sana o tweeti atman yönünde baskı yapıldı.

Bunu bana söyleyen de sendin.

Hatta bana açıkça, “O tweeti atmayacağım” demiştin.

Ama attın.

Sağlık olsun…

Sen bugün beni satmış olabilirsin.

Ama asıl üzücü olan, bunu yaparken dün bana anlattıklarını da yok saymış olman.

Ben sana “Beni savun” demedim.

Sadece bana dün söylediklerinin arkasında durmanı bekledim.

O da olmadı.

Sağlık olsun Gün…

Benim hakkım helaldir ama bugün yaptığını da unutacak değilim.

Rahmi Çınar’a gelince…

Rahmi Bey…

Sizinle ilgili söyleyecek daha çok sözüm var.

Çünkü mesele artık bir kişinin görevde kalıp kalmaması meselesini çoktan aşmıştır.

Mesele, örgüt yönetme anlayışıdır.

Siz bir ilçe yapılanmasını yönetiyorsanız, gençleri birbirine düşürmek değil, birbirine yaklaştırmak zorundasınız.

Birilerine “Seninle çalışmak istemiyorum” demek kolaydır.

Zor olan, nedenlerini açıkça ortaya koymak ve bunun örgüte vereceği zararı hesap etmektir.

Bugün bir insanı harcarsınız, yarın başka birini.

Sonra bir bakarsınız ki etrafınızda kimse kalmamış.

İşte siyaset tam da burada başlar.

Koltukta oturmakla örgüt yönetilmez.

İnsan kazanarak yönetilir.

Güven oluşturarak yönetilir.

Adalet duygusunu koruyarak yönetilir.

Geçmişteki hesapları bugüne taşımayarak yönetilir.

Siz eğer geçmişin husumetlerini bugün yeniden masaya getiriyorsanız, kusura bakmayın ama buna “örgüt yönetmek” denmez.

Buna başka bir şey denir.

Ve ben o kelimeyi herkesin kendi vicdanına bırakıyorum.

Rahmi Bey böylesine sancılı bir süreçte hâlâ eski defterleri ortaya çıkarıyorsa, kusura bakmasın…

Biz de o defterlerin sayfalarını karıştırırız.

Hem de kimsenin hoşuna gitmeyecek kadar açık konuşuruz.

Çünkü ben siyaset yaparken kişisel hesapların değil, siyasi ahlakın tarafındayım.

Birilerine yakın olduğum için susmam.

Birileri kızacak diye doğruları söylemekten vazgeçmem.

Bugün Gün’ü eleştiririm, yarın Rahmi’yi eleştiririm, öbür gün Talat Yalaz’ı eleştiririm.

Kim neyi hak ediyorsa onu söylerim.

Benim ölçüm budur.

YENİ Parti yeni bir sayfa açmak için kurulduysa, o sayfanın üzerine eski hesapların mürekkebiyle yazı yazılmasına izin vermem.

Gençleri birbirine düşürerek siyaset yapılmaz.

Dostlukların arasına fitne sokarak gelecek kurulmaz.

Kişisel hesaplaşmalarla siyasi hareket büyütülmez.

Ve en önemlisi…

Kimse kendisini partinin üzerinde görmemeli.

Çünkü parti kişilerden büyüktür.

Örgüt, yöneticiden büyüktür.

Ve siyaset, koltuktan çok daha büyük bir meseledir.

Gün Barış’a da Rahmi Çınar’a da son sözüm şudur:

Ben kimsenin düşmanı değilim.

Ama kimsenin de siyasi hesabının figüranı olmayacağım.

Gün, dün söylediklerinin arkasında duracaksa başımın üstünde yeri var.

Rahmi Bey, örgütü gerçekten yönetmek istiyorsa buyursun, insanları karşı karşıya getirmek yerine insanları bir araya getirsin.

Ama hiç kimse benden gördüğümü görmemiş, duyduğumu duymamış gibi davranmamı beklemesin.

Çünkü ben sustuğumda belki bazıları rahat ediyordu.

Şimdi konuştum.

Ve anlaşılan o ki…

Daha anlatacaklarımızın hepsi bu kadar değil.

Benim hakkım helaldir.

Ama benim sustuğumu sananlara da küçük bir not…

Susmak, bilmemek değildir.

Bazen sadece doğru zamanı beklemektir.