Patronumuz Murat Keskin, geçtiğimiz günlerde köşesinde “Park mı, propaganda sahası mı?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısı bomba gibi patladı.

Eskişehir gündeminin epey sakin geçtiği bir dönemde konu bir anda gündemin ortasına oturdu.

Gazete manşetlerine taşındı.

Murat Bey, yazısında AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’a mahalle halkının sitemlerini aktardı.

Özetle; AK Parti İl Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen Devrim Arabaları film gösteriminden parti yıl dönümü kutlamalarına, teşkilat pikniğinden milli maçların dev ekranda yayınlanmasına kadar hemen her organizasyonun Dede Korkut Parkı’nda yapılmasının bölge sakinlerinde rahatsızlık oluşturduğunu dile getirdi.

Hatta mahalle sakinlerinin “Park mı, propaganda sahası mı?” şeklindeki söylemlerine de sık sık tanık olunduğunu belirtti.

Ardından Murat Bey’in gündeme taşıdığı bu konuya YENİ Parti Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan da dahil oldu.

Arslan, Eskişehir’in merkezindeki kamuya ait Dede Korkut Parkı’nın AK Parti tarafından uzun süredir siyasi etkinliklerde kullanılmasına tepki göstererek bazı sorular yöneltti.

“Kamusal bir parkın girişinde iktidar partisinin ambleminin ve il başkanının adının ne işi var? Bu panoya kim izin verdi? Hangi işlemle? Bir bedel ödeniyor mu? Başka bir siyasi parti aynı şeyi yapmak isterse ona da aynı hak tanınacak mı?” diye sordu.

Buraya kadar herkesin söyleyecek bir sözü olabilir.

Benim de var.

Hatta bu noktada patronuma küçük bir itirazım olacak.

Ben “siyasi propaganda” kısmına katılmıyorum.

Diğer konulardaki sitemlere bir şey diyemem.

Parkın sürekli aynı amaçlarla kullanılması, çevrede yaşayan vatandaşların rahatsızlığı, etkinliklerin yoğunluğu gibi konular elbette ayrıca tartışılabilir.

Ama bir siyasi partinin kamusal bir parkta etkinlik düzenlemesini başlı başına “propaganda” olarak görmüyorum.

Tam tersine…

Gürhan Albayrak’ın parti etkinliklerini Dede Korkut Parkı’nda yapmasında bana göre bir sakınca yok.

Hatta biraz daha farklı bir açıdan bakıyorum.

Bence AK Parti kendi döneminde yapılan bu parklara sahip çıkıyor.

Yıllarca bu kentte Dede Korkut Parkı’nın, hatta Millet Bahçesi’nin Yılmaz Büyükerşen tarafından yapıldığına ilişkin bir algı vardı.

Şimdi ise vatandaş, bu parkların AK Parti hükümetleri döneminde hayata geçirildiğini daha fazla konuşuyor, daha fazla hatırlıyor.

Çünkü Gürhan Albayrak etkinlikleri orada yapa yapa parkları da gündeme getiriyor.

Yani bir bakıma reklamını yapıyor.

Ben bu kanaatteyim.

Tabii biraz da Millet Bahçesi’nde yaparsanız…

İyi olur.

Neyse…

Orayı da ben duyurdum efendim!

AK Parti’den fazla çalışıyorum!

Sonra da bana “Solcu gazeteci, AK Parti sana yüz veriyor” diye tepki gösteriyorlar.

Yahu ne yapayım?

Adamlar etkinlik yapıyor, ben de haberini yapıyorum.

Gazetecilik bu değil mi?

Kaldı ki meseleye biraz daha geniş bakmak gerekiyor.

Eğer kamusal alanlarda siyasi partilerin etkinlik yapmasına izin verilecekse, bunun herkese eşit uygulanması gerektiğini düşünüyorum.

AK Parti yapabiliyorsa YENİ Parti de yapabilmeli.

YENİ Parti yapabiliyorsa CHP de yapabilmeli.

MHP de yapabilmeli.

Kısacası hangi siyasi parti talep ederse etsin, aynı şartlarda aynı imkanlardan yararlanabilmeli.

Benim itirazım burada başlıyor ya da bitiyor.

Parklarda siyasi etkinlik yapılmasına karşı değilim.

Yeter ki parklar bir partinin tapulu malı gibi görülmesin.

Yeter ki diğer siyasi partilere de aynı kapı açık olsun.

Ve tabii vatandaşın da huzuru gözetilsin.

Sonuçta Dede Korkut Parkı siyasi parti binası değil, kamuya ait bir alan.

Ama siyaset de hayatın içinde.

Siyasetçi orada etkinlik yapacak, vatandaş izleyecek, gazeteci de gidip haberini yapacak.

Bunda bana göre olağanüstü bir durum yok.

Zaten bu tartışmanın en güzel tarafı da şu…

Murat Keskin bir yazı yazdı…

Yazı gündem oldu.

YENİ Parti açıklama yaptı.

Ben de çıkıp patronuma itiraz ettim.

Daha ne olsun?

Murat Bey, siz gerçekten iyi bir köşe yazarıymışsınız.

İnsan sizin yazınızı okuyunca önce gündemi takip ediyor, sonra siyaseti tartışıyor, en sonunda da “Acaba patronuma katılmasam ayıp olur mu?” diye düşünüyor.

Ben bugün o riski aldım.

Bugün Murat Bey’in yazısına katılmadım ama hakkını da teslim edeyim.

İyi bir köşe yazısı tam da böyle olmalı.

İnsanı patronuna bile itiraz ettirmeli.