Üniversiteler yalnızca dersliklerden, laboratuvarlardan ve akademik unvanlardan ibaret değildir. Bir üniversiteyi üniversite yapan; o kurumun kültürünü bilen, şehrin dinamiklerini tanıyan, çalışanını ve öğrencisini anlayan bir yönetim anlayışıdır.
Rektör atamalarında yıllar içinde önemli bir değişikliğe gidildi. Akademisyenlerin kendi aralarında yaptığı seçim dönemi geride kaldı. Bugün rektörler, başvurular ve değerlendirmelerin ardından merkezi iradenin kararıyla göreve geliyor.
Bu sistemin en çok tartışılan taraflarından biri ise üniversite dışından yapılan atamalar.
Şehrini, üniversitesini, kurumun geçmişini ve insan kaynağını yeterince tanımadan göreve başlayan bir rektörün, kısa sürede bütün taşları yerine oturtması elbette kolay değil. Hele bir de yönetim kadrolarının oluşturulması söz konusuysa.
Kurumun iç işleyişini bilmeyen bir yönetici, ister istemez çevresinden gelecek yönlendirmelere daha açık hale gelebiliyor. İşte tam bu noktada akademik yönetim ile siyaset arasındaki sınırın ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü üniversiteler siyasetin günlük hesaplaşmalarının dışında kalması gereken kurumlardır.
Yanlış bir atamanın bedelini yalnızca rektör ödemez.
Kurum öder.
Akademisyenler öder.
Öğrenciler öder.
Ve en önemlisi, şehir öder.
Senelerdir Eskişehir’de de aynı talep dile getirildi:
Rektör, Eskişehir’i bilen biri olsun.
Üniversiteyi tanıyan biri olsun.
Kurumun kültürünü bilen, sorunlarını içeriden gören bir akademisyen olsun.
Bu çağrıların ne kadar karşılık bulduğu tartışılabilir. Ancak ESOGÜ’nün son rektör atamasıyla birlikte ortaya farklı bir tablo çıktı. Bu kez üniversitenin kendi içerisinden bir akademisyen, Prof. Dr. Emine Gümüşsoy, rektörlük görevine getirildi. Üstelik yalnızca ESOGÜ’lü değil. Eskişehirli. Ve kendi ifadesiyle Eskişehirsporlu. Bence burada asıl önemli olan memleket aidiyetinden çok daha fazlası.
Bir rektörün görev yaptığı şehri ve kurumu tanıması, o üniversitenin sorunlarını sıfırdan öğrenmek yerine çözüm üretmeye daha hızlı başlaması açısından önemli bir avantaj. Elbette içeriden gelmek tek başına başarı garantisi değil. Asıl sınav bundan sonra başlıyor. Çünkü ESOGÜ’nün çözüm bekleyen meseleleri var. Bunların başında da yıllardır Eskişehir’in gündeminden düşmeyen Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi geliyor.
Rektör Gümüşsoy, hastane için bir yıkım kararının bulunmadığını belirterek hedeflerinin Eskişehir’e yeni bir Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi kazandırmak olduğunu ifade etti.
İşte şimdi sözden icraata geçme zamanı.
Eskişehir’in modern, güçlü ve ihtiyaçlara cevap verebilen bir üniversite hastanesine ihtiyacı olduğu uzun süredir konuşuluyor. Her yeni yönetim döneminde gündeme gelen ancak somut bir sonuca ulaşmayan bu mesele, artık daha fazla bekletilmemeli. Yeni rektörün önünde ciddi bir fırsat var. Hem üniversiteyi içeriden bilen bir akademisyen olmanın avantajına sahip hem de Eskişehir’i tanıyor. Bu avantajı doğru kullanabilirse yalnızca ESOGÜ için değil, Eskişehir için de önemli bir dönem başlayabilir. Şimdi herkesin gözü yapılacak atamalarda, alınacak kararlarda ve ortaya konulacak projelerde olacak. Çünkü üniversite yönetiminde önemli olan yalnızca kimin rektör olduğu değil; rektörün üniversiteyi hangi anlayışla yönettiğidir.
Umarım bu kez farklı olur. Umarım ESOGÜ, uzun süredir konuşulan sorunlarını birer birer geride bırakır. Ve umarım yeni hastane meselesi de yıllarca süren tartışmaların bir başka başlığı olarak kalmaz. Çünkü Eskişehir artık yalnızca konuşulan değil, hayata geçirilen projeleri görmek istiyor.
Prof. Dr. Emine Gümüşsoy için de asıl sınav tam burada başlıyor.
ESOGÜ’de bu kez gerçekten yeni bir sayfa açılabilecek mi?
Bunu zaman gösterecek.