Eskişehir’de şehir yaşamına yeni bir soluk getirmek, vatandaşları otomobilden uzaklaştırmak, yürümeyi ve bisiklet kullanımını teşvik etmek amacıyla hayata geçirilen “Arabasız Pazar” uygulaması, 25 Ocak 2026 tarihinde başladı.
İlk olarak Atatürk Bulvarı, Gündüz Ökçün Bulvarı ve Ali Rıza Efendi Bulvarı’nın belirli bölümlerinin araç trafiğine kapatılmasıyla başlayan uygulama, mayıs ayı hariç her ayın son pazar günü sürdürüldü.
Bugün gelinen noktada yaklaşık sekiz aylık bir uygulama deneyimi var.
Dolayısıyla artık sadece “Arabasız Pazar uygulaması yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” sorusunu değil, çok daha önemli başka bir soruyu sormanın zamanı geldi:
Bu uygulama nasıl daha kapsayıcı hale getirilebilir?
Çünkü şehir hayatı yalnızca hafta sonu yürüyüşe çıkanlardan, bisiklete binenlerden ya da pazar gününü ailesiyle geçirmek isteyenlerden ibaret değil.
Pazar günü de çalışan insanlar var.
Hem de azımsanmayacak kadar çok.
Özel sektörde çalışan, vardiyaya giden, restoranlarda, kafelerde, marketlerde, sağlık kuruluşlarında, basın kuruluşlarında, fabrikalarda, güvenlik sektöründe ve daha birçok alanda pazar gününü iş başında geçirmek zorunda olan insanlar var.
Ben de onlardan biriyim.
İşim gereği pazar günü çalışıyorum.
Dolayısıyla pazar günü benim için herkesin düşündüğü gibi “tatil günü” değil.
Ve her ayın son pazarı geldiğinde, iş çıkışında eve ulaşmak benim için ayrıca bir mesele haline geliyor. Çünkü evime giden güzergâh Atatürk Bulvarı üzerinden geçiyor. Her ay aynı soru.
Arabasız Pazar uygulamasının başladığı 25 Ocak’tan bu yana dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri şu: Atatürk Bulvarı neredeyse her uygulamada güzergâhın bir parçası oldu. İlk uygulamada Atatürk Bulvarı vardı. Sonraki aylarda güzergâhlar değişti, farklı cadde ve bulvarlar uygulamaya dahil edildi. Ancak Atatürk Bulvarı yine vardı. Mayıs ayında uygulama yapılmadı. Haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında ise uygulamanın ağırlık noktalarından biri yine Atatürk Bulvarı oldu.
Burada ister istemez şu soru ortaya çıkıyor: Atatürk Bulvarı’nın belirli bir bölümünün her seferinde kapatılmasının özel bir nedeni var mı?
Pazar günü herkes için tatil değil
Belki de meselenin en önemli noktası burası.
“Pazar günü” dediğimizde zihnimizde genellikle dinlenme, aile, kahvaltı, yürüyüş ve boş zaman canlanıyor. Ama bu herkes için böyle değil.
Bir gazeteci pazar günü ofiste haber düzenlemek zorunda olabilir.
Bir sağlık çalışanı hastanede görev yapabilir.
Bir garson restoranın yoğunluğunda çalışabilir.
Bir güvenlik görevlisi görev yerinde olabilir.
Bir market çalışanı müşterilere hizmet veriyor olabilir.
Bir fabrika çalışanı vardiyada olabilir.
Ve bütün bu insanlar, mesailerinin sonunda evlerine dönmek zorunda. Benim için de mesele tam olarak burada başlıyor. İşten yorgun argın çıkıyorum. Günün bütün stresini üzerimden atıp eve gitmek istiyorum. Fakat Atatürk Bulvarı’nın kapalı olduğunu gördüğümde, ana güzergâhtan ayrılıp daha dar sokaklara yönelmek zorunda kalıyorum. Bazen birkaç dakikalık bir güzergâh değişikliği gibi görünen şey, özellikle yoğunluk oluştuğunda ciddi bir trafik stresine dönüşebiliyor. İşin sonunda insanın aklından “Eve bir an önce ulaşsam” düşüncesi geçiyor. Ve o noktada pazar gününün şehirdeki bir başka grup için ne kadar farklı yaşandığını fark ediyorsunuz. Arabasız Pazar olsun, ama alternatifleri de konuşalım.
Sekiz aya yaklaşan bir uygulama deneyiminden sonra artık belediyenin elinde değerlendirme yapabilecek kadar veri olduğunu düşünüyorum.
Hangi güzergâhlar daha fazla kullanıldı?
Hangi bölgelerde vatandaşlardan olumlu ya da olumsuz geri dönüşler geldi?
Trafik hangi noktalarda yoğunlaştı?
Alternatif güzergâhlarda ne kadar yoğunluk oluştu?
Ve en önemlisi:
Pazar günü çalışan vatandaşların ulaşımı uygulamadan nasıl etkilendi?
Belki de bu soruların cevapları üzerinden yeni bir güzergâh planlaması yapılabilir.
Eskişehir sadece Atatürk Bulvarı’ndan ibaret değil. Bence asıl tartışılması gereken nokta da bu. Eskişehir’de çok sayıda cadde ve bulvar var. Dolayısıyla “Arabasız Pazar” uygulamasının amacı doğrultusunda farklı güzergâhların dönüşümlü olarak değerlendirilmesi mümkün olabilir. Çünkü bir şehri yaşanabilir hale getirmenin yolu, yalnızca belirli bir kesimin yaşam kalitesini artırmaktan geçmiyor. Şehirde yaşayan herkesin hayatını hesaba katmaktan geçiyor.
Hafta sonu dinlenen vatandaş da bu şehrin insanı.
Pazar günü çalışan vatandaş da.
Çünkü şehir planlamasında çoğu zaman kalabalıkların ortak alışkanlıkları üzerinden düşünülüyor.
Oysa şehir, farklı hayatların kesiştiği bir yer.
Kiminin tatili, kiminin mesaisi.
Kiminin yürüyüşü, kiminin eve dönüş yolu.
Kiminin bisiklet turu, kiminin işten çıkışı.
Bütün bunların aynı şehirde bir arada yaşanabilmesi gerekiyor.
Benim beklentim çok büyük değil.
Sadece her ay aynı güzergâhın kapatılması yerine alternatiflerin daha fazla değerlendirilmesi. Çalışan insanların ulaşımının da planlamanın bir parçası haline getirilmesi. Ve belki de uygulamanın geleceğiyle ilgili kararlar alınırken, pazar günü çalışmak zorunda olan insanların da fikrinin sorulması.
Çünkü Eskişehir hepimizin şehri. Arabasız Pazar da hepimizin uygulamasıysa, pazar günü çalışanların da pazarına kulak vermek gerekiyor.
Belki mesele arabasız bir pazar yaratmak değil sadece…
Herkes için daha yaşanabilir bir pazar yaratabilmek.