Bugün hayatımda hiç geçmediğim Barlar Sokağı’ndan geçiyorum belki de.

Eğlence merkezli ama neredeyse her gün bir asayiş olayının yaşandığı manşetlerden düşmeyen ve çoğu zaman suç zemini olduğu eleştirileriyle gündemi meşgul eden “Barlar Sokağı “

Oysa Barlar Sokağı’ndan Daha Büyük Bir Mesele Var: Eskişehir’de Kamu Sorumluluğu

Barlar Sokağı…

AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun Barlar Sokağı’na ilişkin son açıklaması, doğal olarak siyasetin de gündemine oturdu.

Hatipoğlu, meselenin bir “yaşam tarzı” veya “özgürlük” meselesi değil, güvenlik meselesi olduğunu savunuyor ve bölgenin mevcut haliyle değiştirilmesi gerektiğini söylüyor.

Bu görüşe katılmayanlar elbette olabilir.

Hatta katılmamak son derece meşru belki de.

Fakat burada asıl tartışılması gereken, Hatipoğlu’nun kullandığı ifadelerden çok, Eskişehir’in merkezinde nasıl bir kent yaşamı istediğimizdir.

Barlar sokağı olmalı mıydı?

Doğru lokasyonda mı?

Sahi kimin projesiydi(!)

Barlar Sokağı konusunda taban tabana zıt iki uç yaklaşımın arasına sıkışmak zorunda değiliz.

Bir tarafta “Burası özgürlük alanıdır, hiçbir şey sorgulanamaz” anlayışı; diğer tarafta “Bütün işletmeler kapatılsın” yaklaşımı…

Bu hafta Eskişehirlilere hep bu soru yöneltildi.

Oysa gerçek hayat bu kadar basit değil.

Eskişehir, üniversite öğrencilerinin yoğun olarak yaşadığı, genç nüfusu yüksek bir kent.

Eğlence hayatı da bu şehrin ekonomik ve sosyal gerçeklerinden biri.

Dolayısıyla mesele insanların ne yiyip içtiğine, nasıl yaşadığına müdahale etmek olmamalı.

Mesele; güvenlik, denetim, kamu düzeni ve kent planlaması değil mi ?

Zaten Hatipoğlu da son açıklamasında bütün alkollü işletmelerin kapatılmasını savunmadığını, tartışmanın özellikle öğrencilerin yaşadığı bölgedeki yoğunlaşma üzerinden yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Hatta “özgürlük” kelimesinin arkasına sığınarak kamu düzeni sorunlarını görmezden gelmemek lazım da dedi.

Fakat Barlar Sokağı tartışmasının ötesinde, Eskişehir’in konuşması gereken daha büyük bir mesele var: Kamu kaynaklarının kullanımı ve siyasi sorumluluk.

Son haftalarda Eskişehir kamuoyunun önüne arka arkaya bazı iddialar geliyor. Bunlardan biri depremzedeler için toplandığı ileri sürülen paraların akıbeti.

AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, depremzedelere gönderileceği belirtilen paraların nerede olduğunu soruyor ve belgelerin açıklanmasını istiyor.

Buna karşılık YENİ Parti cephesinden yapılan açıklamada ise söz konusu organizasyonun depremzedelere yardım toplamak amacıyla düzenlenmediği, bu amaçla katılımcılardan herhangi bir ödeme alınmadığı belirtiliyor ki milletin yardım duygusunun siyasetin üzerinde tutulması gereken bir konuda, en küçük bir soru işaretinin dahi bırakılmaması gerekir.

Aynı şekilde Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi meselesi de görmezden gelinmemelidir.

AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, CHP organizasyonları kapsamında kullanılan AKM için toplam 550 bin TL kira bedelinin ödenmediğini iddia etti.

Kamuya ait bir tesis siyasi bir organizasyon için kullanıldıysa bunun bedeli ödendi mi?

Ödendiyse, makbuzu açıklanır. Ödenmediyse neden ödenmediği açıklanır. Bir sözleşme varsa, ortaya konur. Tahsis kararı varsa gösterilir. Hukuki dayanak varsa kamuoyuyla paylaşılır. Böylece tartışma biter. Kamu yönetiminde şeffaflığın en güzel tarafı budur. Belge varsa polemik sona erer.

İşte tam da bu nedenle Barlar Sokağı tartışmasını yalnızca “Nebi Hatipoğlu haklı mı, haksız mı?” noktasına sıkıştırmak Eskişehir’e haksızlık olur.

Hatipoğlu’nun açıklaması tartışılabilir. Bunlar siyasetin doğasında vardır. Ama Hatipoğlu’nun ortaya attığı “kamu sorumluluğu” kavramı üzerinde düşünmek zorundayız.

Çünkü aynı kamu sorumluluğu depremzedelerin parasında da vardır. Aynı kamu sorumluluğu belediyeye ait kültür merkezinin kullanımında da vardır. Aynı kamu sorumluluğu ruhsatlandırmada ve denetimde de vardır. Aynı kamu sorumluluğu belediyenin harcadığı her kuruşta vardır. Dolayısıyla mesele yalnızca Barlar Sokağı değildir. Mesele Eskişehir’de kamu yönetiminin hangi standartlarla yapılacağıdır.

Muhalefet, yıllardır Eskişehir’de “kültür”, “özgürlük”, “demokrasi” ve “kentlilik” kavramları üzerinden güçlü bir siyasi kimlik oluşturdu; bunun doğal sonucu olarak da kendi belediyecilik anlayışının bu kavramlarla uyumlu olmasını beklemek gerekir. Kültür diyorsanız, kamuya ait kültür merkezlerinin kullanımında şeffaf olacaksınız. Demokrasi diyorsanız, eleştiriye açık olacaksınız. Özgürlük diyorsanız, başkasının özgürlüğü kadar kamu düzenini de gözetebileceksiniz. Kentlilik diyorsanız, şehrin kaynaklarını siyasi aidiyetlerin üzerinde tutacaksınız. İşte o zaman Eskişehir kazanır.

Eğer çıtayı gerçekten yükselteceksek, önce birbirimize değil, belgelere ve şehrin yaşamına etki edecek güvenlik, şehir planlaması, şeffaflık, kamu kaynaklarının uygun kullanımı açısından bakmayı öğrenmeliyiz.

Çünkü Eskişehir’in artık siyasi polemiklerden çok, hesap veren, kamu düzenini sağlayan ve kent planlaması anlayışına sahip bir yönetime ihtiyacı var.